Yangındanveya tehlikesinden kurtulmak veya yanarak ölmemek için Enbiya Suresinin 69. ayeti zaman zaman 693 kere okunur ve tekrarlanır. Her kimin evladı olmuyorsa, Zekeriya (Aleyhisselam)’ın çocuğu olması için yaptığı ve Enbiya Suresinin 89. ayetinde geçen duaya devam ederse, Allah’u Teala’nın izniyle çocuğu olur.
ÂYETEL KÜRSÎ NERELERDE OKUNUR? Ayetel kürsi namaz içinde sure şeklinde okunduğu gibi, namazda tesbihden önce de okunur. Aynı zamanda bu ayeti namaz dışında dua olarak ihlas suresi, nas suresi ve felak sureleri ile birlikte okumanında iyi olduğu söylenmektedir. Ayetel kürsi sitemizi ziyaret ettiğiniz için teşekkür ederiz.
Ala Suresi, 15. ayet: Ve Rabbinin ismini zikredip namaz kılan. Alak Suresi, 10. ayet: Namaz kıldığı zaman bir kulu. Beyyine Suresi, 5. ayet: Oysa onlar, dini yalnızca O'na halis kılan hanifler (Allah'ı birleyenler) olarak sadece Allah'a kulluk etmek, namazı dosdoğru kılmak ve zekatı vermekten başkasıyla emrolunmadılar.
ENBİYÂsuresi - 79. ayeti mealleri Abdulbaki Gölpınarlı O hükmü, biz anlatmıştık Süleyman'a ve hepsine de peygamberlik ve bilgi vermiştik ve berâberce Tanrıyı tenzîh etmek için dağları ve kuşları, Dâvûd'a râm ettik ve bunları yaptık, gücümüz yeter yapmaya.
Enbiyasuresi 79. ayet - Açık Kuran. Erhan Aktaş - Kerim Kur'an. Biz, bunu Süleyman'a iyice kavrattık. Her ikisine de hüküm ve ilim verdik. Davud'la beraber tesbih etsinler diye dağları ve kuşları buyruk altına aldık. Ve Biz, yapanlarız. فَفَهَّمْنَاهَا سُلَيْمَانَ وَكُلًّا آتَيْنَا
Enbiya suresi kaç Ayet? Enbiya suresi 112 ayettir. 21. Sure Enbiya Suresi. Enbiyâ sûresi, 112 (yüzoniki) âyettir ve Mekke’de nâzil olmuştur. Başka konular yanında bilhassa bazı peygamberler ve onların kavimleriyle olan münasebetlerinden bahsettiği için Enbiyâ (Peygamberler) sûresi adını almıştır. Suresi | Hac
HKAP. KuranENBİYÂ Suresi79. Ayetiفَفَهَّمْنَاهَا سُلَيْمَانَ وَكُلًّا آتَيْنَا حُكْمًا وَعِلْمًا وَسَخَّرْنَا مَعَ دَاوُودَ الْجِبَالَ يُسَبِّحْنَ وَالطَّيْرَ وَكُنَّا فَاعِلِينَfeböylece, artıkfehhemnâ-hâ fehimebiz bunu, ona anlattık, öğrettik anlamasını sağladık anladısuleymâneSüleymanve kullenve hepsiâteynâbiz verdikhukmenhüküm, hikmetve ılmenve ilimve sehharnâve boyun eğdirdik, emrine verdikmeaberaberdâvudeDavutel cibâledağlaryusebbihnetesbih ediyorlarve et tayreve kuşlarve kun-nâve biz oldukfâılîneyapanlar, failler Abdulbaki GölpınarlıO hükmü, biz anlatmıştık Süleyman'a ve hepsine de peygamberlik ve bilgi vermiştik ve berâberce Tanrıyı tenzîh etmek için dağları ve kuşları, Dâvûd'a râm ettik ve bunları yaptık, gücümüz yeter ParlıyanBiz o meselenin çözümünü gerektiren hükmü, Süleyman'a anlattık ki, her ikisine de ayrı bir hüküm, ayrı bir bilgi verdik. Davud'la beraber tesbih etsinler diye, dağları ve kuşları boyun eğdirdik. Evet biz idik bunları düzenleyip UğurBöylece bunu bu fetvayı Süleyman'a biz anlatmıştık. Biz, onların her birine hüküm hükümdarlık, peygamberlik ve ilim verdik. Kuşları ve tesbih eden dağları da Davud'a boyun eğdirdik. Bunları biz HulusiBiz Süleyman'ı bu konuda anlayışlı kıldık! Her birine bir hüküm ve bir ilim verdik. Davud da tespih ederken, dağları ve kuş cinsini hizmetine verirdik. . . Fâiller biz TekinSüleyman’ın dava konusu yapılan ihtilâfı daha iyi anlamasını biz sağlamıştık. Biz onların her birine hikmete dayalı hükümranlık yargı ve icra yetkisi, şeriat ve ilim vermiştik. Dâvûd ile beraber tesbih etsinler diye dağları ve kuşları da emrimize boyun eğdirmiştik. Bunları biz Varol Biz bunun hükmünü Süleyman'a bildirdik. Her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile beraber tesbih etmeleri üzere dağlara ve kuşlara boyun eğdirdik. Bütün bunları yapan BulaçBiz bunu hükmü Süleyman'a kavrattık, her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile birlikte tesbih etsinler diye, dağlara ve kuşlara boyun eğdirdik. Bunları Yapanlar biz Fikri YavuzBiz, o meselenin hükmünü Süleymân’a bildirdik. Bununla beraber her birine bir hüküm ve bir ilim vermiştik. Davud ile birlikte tesbih etmek üzere, dağları ve kuşları ona bağlı kılmıştık. Biz bu gibi acaib işleri peygamberlere BayraklıBöylece hükmü Süleymân'a biz anlatmıştık. Her ikisine de sağlam bir muhakeme gücü ve ilim vermiştik. Kuşları ve tesbih eden dağları da Dâvûd'a boyun eğdirdik. Biz her şeyi SadakSuleyman'a bu meselenin hukmunu bildirmistik; her birine hukum ve ilim verdik. Davud ile beraber tesbih etsinler diye daglari ve kuslari buyruk altina aldik. Bunlari Biz YıldırımBiz onun çözümünü gerektiren hükmü Süleyman'a anlattık. Her ikisine de ayrı bir hüküm, ayrı bir bilgi verdik. Dâvud'la beraber tesbîh etsinler diye dağlara ve kuşlara baş eğdirdik; evet biz idik bunları düzenleyip yapanlar..Cemal KülünkoğluBiz çözüm getirecek hükmü Süleyman'a kavratmıştık. Zaten her birine hükümdarlık ve ilim vermiştik. Davut ile birlikte, Allah'a tespih etsinler diye dağları ve kuşları onun emrine verdik. Bunları yapan İşleri eskiSüleyman'a bu meselenin hükmünü bildirmiştik; her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile beraber tesbih etsinler diye dağları ve kuşları buyruk altına aldık. Bunları Biz VakfiBöylece bunu bu fetvayı Süleyman'a biz anlatmıştık. Biz, onların her birine hüküm hükümdarlık, peygamberlik ve ilim verdik. Kuşları ve tesbih eden dağları da Davud'a boyun eğdirdik. Bunları biz YükselSüleyman'a, doğru anlama yeteneği bağışladık. Herbirine bilgi ve bilgelik verdik. Davud'un emrine dağları ve kuşları verdik. Biz bunları Hamdi YazırDerhal onu Süleymana anlattık, bununla berâber her birine bir huküm ve bir ılim vermiştik ve Davudun maıyyetinde dağları müsahhar kılmıştık, kuşlarla beraber tesbih ediyorlardı ve biz bunları yaparızElmalılı sadeleştirilmişDerhal onu Süleyman'a anlattık; bununla beraber herbirine bir hüküm ve bir ilim vermiştik. Dağları Davud'un emrine amade kılmıştık, kuşlarla beraber tesbih ediyorlardı; Biz bunları yaparız!Elmalılı sadeleştirilmiş - 2Biz onun hükmünü hemen Süleyman'a bildirmiştik; zaten herbirine hüküm ve ilim vermiştik. Davud'la beraber tesbih etsinler diye, dağları ve kuşları buyruk altına aldık. Bütün bunları yapan KuranDavud'un verdiği bu hükmü, Süleyman'ın kavrayıp onaylamasını sağladık. Her ikisine de egemenlik ve bilgi verdik. Allah'ı noksanlıklardan tenzih etme konusunda dağları ve kuşları Davud'a boyun eğdirdik. Biz bunları OnanBiz bunu hükmü Süleyman'a kavrattık fefehhemnaha, her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile birtikte tesbih etsinler diye, dağlara ve kuşlara boyun eğdirdik. Bunları Yapanlar biz Basri ÇantayBiz onu n fetvasını hemen Süleymana anlatmışdık. Zâten biz, her birine hüküm, ve ilim vermişdik. Dağları ve kuşları, Dâvud ile birlikde tesbîh etmek üzere, râm etmişdik. Bütün bunları yapanlar bizdik. Hayrat Neşriyat Bunun üzerine onu o hâdise hakkındaki hükmü Süleymân’a anlattık. Bununla berâber her birine hüküm ve ilim verdik. Dağları ve kuşları, Dâvûd’la berâber tesbîh etmek üzere ona itaatkâr kıldık. Ve bütün bunları yapanlar biz KesirBiz bu hükmü hemen Süleyman'a belletmiştik. Her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile birlikte tesbih etsinler diye dağları ve kuşları buyruk altına aldık. Bunları yapanlar ÇelikBiz bunu yargılamayı Süleyman'a kavrattık. Davud ve Süleyman'ın Her birine de hüküm ve ilim verdik. Davud ile birlikte tesbih eden dağlara ve kuşlara boyun eğdirdik. Bunları Yapanlar biz Esedve bu olayda Süleyman'ın dava konusunu daha derinden anlamasını sağladık; bununla birlikte, Biz her ikisine de sağlam bir muhakeme gücü ve ilim bahşetmiştik. Bizim sınırsız kudret ve yüceliğimizi anarken, dağı taşı ve kuşları Davud'un çağrısına boyun eğdirdik; ve Biz dilediğimiz her şeyi yapabilme kudretine Nasuhi BilmenOnu onun hükmünü derhal Süleyman'a anlattık ve herbirine bir hüküm ve bir ilim ihsan ettik. Ve Dâvud'a dağları ve kuşları musahhar kıldık, onunla beraber tesbihte bulunurlardı. Ve bunları yapanlar ÖngütBiz Süleyman'a bu meselenin hükmünü belletmiştik. Biz onların her birine hüküm ve ilim verdik. Davut'a dağları ve kuşları musahhar kıldık, onunla beraber tesbihte bulunurlardı. Bunları yapan PirişOnu Süleyman’a belletmiştik. Her birine hikmet ve ilim verdik. Davud ile birlikte tesbih etsinler diye dağları ve kuşları hizmetine verdik. Bunları yapan biz YıldırımBiz çözümü ihtiva eden hükmü Süleyman’a bildirdik. Bununla beraber, her birine bir hüküm ve bir ilim verdik. Dağları ve kuşları Davud’un emrine verdik. Onunla beraber takdis ve ibadet ederlerdi. Biz dilediğimiz her şeyi yapma kudretine AteşO hükmü Süleymân'a bellettik. Onların hepsine de hükümdarlık ve bilgi verdik. Dâvûd'a dağları ve kuşları boyun eğdirdik, onunla beraber tesbih ediyorlardı. Biz bunları KuranBiz bunu hükmü Süleymana kavrattık, her birine de hüküm ve ilim verdik. Davud ile birlikte tesbih etsinler diye, dağlara ve kuşlara boyun eğdirdik. Bunları Yapanlar biz ŞimşekBiz onu Süleyman'a anlattık. Onların herbirine Biz hüküm ve ilim verdik. Dağları ve kuşları, onunla beraber tesbih etsinler diye Davud'un emrine verdik. Bütün bunları yapan Nuri ÖztürkOnu Süleyman'a derhal kavrattık. Herbirine hükümdarlık ve bilgi verdik. Dâvud'a dağları boyun eğdirdik. Kuşlarla beraber tespih ediyorlardı. Yapmak isteyince yapanlarız biz. En çok arananlar kelimelerEn çok okunan hakkında33 farklı kuran mealini aynı anda okumanızı ve kıyaslamanızı sağlar, Kuran ayetlerinin Arapçasını okunaklı şekilde sunar. Arapça okunuşlarını Türkçe seslendirme karşılığıyla birlikte görebilmenize yarar. Hepsinden önemlisi, Çok uzun çalışmalar sonucu özel olarak geliştirilmiş arama motoru ile; Tüm kuran meallerini ve arapça karşılıklarını doğru ve hızlı şekilde aramanızı sağlar.
Meal Ayet Arapça فَفَهَّمْنَاهَا سُلَيْمٰنَۚ وَكُلًّا اٰتَيْنَا حُكْمًا وَعِلْمًاۘ وَسَخَّرْنَا مَعَ دَاوُ۫دَ الْجِبَالَ يُسَبِّحْنَ وَالطَّيْرَۜ وَكُنَّا فَاعِل۪ينَ Türkçe Okunuşu * Fefehhemnâhâ suleymânec vekullen âteynâ hukmen ve’ilmâenc vesaḣḣarnâ me’a dâvûde-lcibâle yusebbihne ve-ttayrac vekunnâ fâ’ilîne 1. Ömer Çelik Meali Biz, sözkonusu dâvada en isabetli hükmü Süleyman’a bildirdik. Zâten biz, her birine hüküm ve ilim vermiştik. Dağları ve kuşları Dâvûd’un emrine râm ettik; onunla beraber Allah’ı tesbih ediyorlardı. Gerçekten biz, dilediğimiz her şeyi yapma kudretine sahibiz. 2. Diyanet Vakfı Meali Böylece bunu bu fetvayı Süleyman'a biz anlatmıştık. Biz, onların her birine hüküm hükümdarlık, peygamberlik ve ilim verdik. Kuşları ve tesbih eden dağları da Davud'a boyun eğdirdik. Bunları biz yapmaktayız. 3. Diyanet İşleri Eski Meali Süleyman'a bu meselenin hükmünü bildirmiştik; her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile beraber tesbih etsinler diye dağları ve kuşları buyruk altına aldık. Bunları Biz yapmıştık. 4. Diyanet İşleri Yeni Meali Biz hüküm vermeyi Süleyman’a kavratmıştık. Zaten her birine hükümranlık ve ilim vermiştik. Dâvûd ile birlikte, Allah’ı tespih etmeleri için dağları ve kuşları onun emrine verdik. Bunları yapan biz idik. 5. Elmalılı Hamdi Yazır Meali Biz onun hükmünü hemen Süleyman'a bildirmiştik; zaten herbirine hüküm ve ilim vermiştik. Davud'la beraber tesbih etsinler diye, dağları ve kuşları buyruk altına aldık. Bütün bunları yapan bizdik. 6. Elmalılı Meali Orjinal Meali Derhal onu Süleymana anlattık, bununla berâber her birine bir huküm ve bir ılim vermiştik ve Davudun maıyyetinde dağları müsahhar kılmıştık, kuşlarla beraber tesbih ediyorlardı ve biz bunları yaparız 7. Hasan Basri Çantay Meali Biz onu n fetvasını hemen Süleymana anlatmışdık. Zâten biz, her birine hüküm, ve ilim vermişdik. Dağları ve kuşları, Dâvud ile birlikde tesbîh etmek üzere, râm etmişdik. Bütün bunları yapanlar bizdik. 8. Hayrat Neşriyat Meali Bunun üzerine onu o hâdise hakkındaki hükmü Süleymân'a anlattık. Bununla berâber her birine hüküm ve ilim verdik. Dağları ve kuşları, Dâvûd'la berâber tesbîh etmek üzere ona itaatkâr kıldık. Ve bütün bunları yapanlar biz idik. 9. Ali Fikri Yavuz Meali Biz, o meselenin hükmünü Süleymân'a bildirdik. Bununla beraber her birine bir hüküm ve bir ilim vermiştik. Davud ile birlikte tesbih etmek üzere, dağları ve kuşları ona bağlı kılmıştık. Biz bu gibi acaib işleri peygamberlere yapanlarız. 10. Ömer Nasuhi Bilmen Meali Onu onun hükmünü derhal Süleyman'a anlattık ve herbirine bir hüküm ve bir ilim ihsan ettik. Ve Dâvud'a dağları ve kuşları musahhar kıldık, onunla beraber tesbihte bulunurlardı. Ve bunları yapanlar olduk. 11. Ümit Şimşek Meali Biz onu Süleyman'a anlattık. Onların herbirine Biz hüküm ve ilim verdik. Dağları ve kuşları, onunla beraber tesbih etsinler diye Davud'un emrine verdik. Bütün bunları yapan Bizdik. 12. Yusuf Ali English Meali To Solomon We inspired the right understanding of the matter to each of them We gave Judgment and Knowledge; it was Our power that made the hills and the birds celebrate Our praises with David it was We Who did all these things. Sadece meal okumak ile Kur'ân-ı Kerim'in bir çok âyetinin anlaşılması mümkün değildir. Mutlaka bir tefsire başvurulması gerekir. Enbiyâ Sûresi 79. ayetinin tefsiri için tıklayınız * Türkçe okunuşlarından Kur'an-ı Kerim okumak uygun görülmemektedir. Ayetler Türkçe olarak arandıkları için sitemize eklenmiştir.
Meallerdeki sıralama bir tercih sıralaması değil alfabetik sıralamadır. Ziyaretçilerimiz takip etmek istedikleri mealleri sol sütundan seçerek ilerleyebilirler. Tercihlerinin hatırlanması için "Tercihimi Hatırla" tıklanmalıdır. Veharâmun alâ karyetin ehleknâhâ ennehum lâ yerci’ûneHelak ettiğimiz bir şehir halkının, dönüp bizim tapımıza gelmemesine imkan yok. Helak edip yıkıma uğrattığımız bir ülkeye tekrar dünya hayatı imkânsız haramdır; hiç şüphesiz onlar, dünyaya bir daha geri helak ettiğimiz ülke halkının, bundan sonra tekrar dünyaya dönüp, iyi işler yapmaları veya tevbe etmeleri mümkün sebebiyle helâk ettiğimiz bir memleket halkının dünyaya tekrar dön-memeleri, tevbeye fırsatlarının olmaması kesin, diriltilmemeleri, huzurumuzda hesaba çekilmemeleri helak ettiğimiz bir şehre artık dünya hayatı haramdır. Şüphesiz onlar bir daha uğrattığımız bir ülkeye tekrar dünya hayatı imkansız haramdır; hiç şüphesiz onlar, dünyaya bir daha geri ettiğimiz bir memleket halkına mümkün değildir, artık onlar tevbeye dönemezler.Azgınlıklarından dolayı helak etmek istediğimiz bir şehrin hakka geri dönmesi de yasaktır. Mümkün değildir. Öylece bozguncular çoğalır.Helâk ettiğimiz ülke halkının bize dönmemesi olmasına hükmettiğimiz bir kentin halkına, geri dönmek de yoktur Yaptıkları yüzünden helak etmeye hükmettiğimiz bir toplum için kurtuluş imkânsızdır. Hiç şüphesiz onlar, iman etmek ve doğruyu yaşamak için hayata bir daha geri itdiğimiz karyeler ahâlîsi merdûd olacak ve artık tevbeye rücû’ ettiğimiz kasaba halkının ahirette ceza görmek üzere Bize dönmemesi ettiğimiz bir memleket halkının bize dönmemeleri ettiğimiz bir belde için artık yeniden mâmur olmak imkânsızdır; çünkü onlar geri ettiğimiz bir toplumun tekrar dönmesi ettiğimiz bir memleket ahalisinin ahiretteki cezasını da çekmek üzere bize dönmemesi gerçekten ettiğimiz karyeye dahi haramdır ki rücu' etmiyecek olsunlarYok ettiğimiz bir kent halkının geri dönmesi Onlar bir daha geri Geri dönmeleri mümkün değildir. Bu ihlal edilemez bir etdiğimiz bir memleket ahâlisinin hakıykaten mahşere dönmemeleri ettiğimiz bir şehrin halkının mahşer günü bize dönmemeleri, şübhesiz ki mümkün yeryüzünde helak ettiğimiz bir şehir halkının, tekrar yeryüzünde hayata dönüşü kesinlikle mümkün ettiğimiz bir ilin kişileri için geri dönmek ettiğimiz kasaba ahalisinin mahşere dönmemeleri [²] muhaldir.[2] Veya dünyaya, tövbeye, küfürden ettiğimiz bir beldenin yeniden eski hâline gelmesi asla mümkün değildir [harâmun].Yıkıma uğrattığımız bir ülkeye dönüş imkânsızdır; hiç şüphesiz onlar, dünyaya bir daha geri helâk ettiğimiz bir toplumun, bir daha hayata dönmesi asla mümkün değildir!Helâk ettiğimiz bir şehrin artık bize geri dönmemesi ettiğimiz kent halkları da tekrar bize gelip hesap vereceklerdir...Cezalandırarak yok ettiğimiz ülkelerin halkları da eninde sonunda yaptıklarının hesabını vermek, daha çetin bir azapla cezalandırılmak üzere katımıza gelecekler. Dünyada cezalandırıldık diye kendilerini avutmasınlar!Helak ettiğimiz bir şehir için artık yenilenmek imkânsızdır; şüphesiz ki onlar geri helâk ettiğimiz bir ülke halkının tekrar dünya hayatına dönerek îman etmeleri Bu âyet, “Artık helâk ettiğimiz bir ülke halkının helâki görünce küfürlerinden vazgeçmemeleri imkânsızdır.” şeklinde de tercüme edilebilir.... Devamı..Bu bakımdan, yok etmeye karar verdiğimiz herhangi bir toplumun, ⁹² [tuttuğu günahkarca yoldan] bir daha geri dönmesi asla mümkün değildir! ⁹³92 Yani, Allah bir toplumu, yaptıklarından ötürü ortadan kaldırmak istediği zaman, bunu o toplumun seyrek ve geçici sapkınlıkları için değil, fakat tu... Devamı..Bizim helâkına karar verdiğimiz bir toplumun artık geri dönüşü mümkün değildir. 6/26...28, 23/99...19/108, 39/58, 42/44Ne ki, Bizim helâkine karar verdiğimiz bir toplum mecburi istikamete girmiştir;[²⁷⁶⁹] artık onların geri dönmesi mümkün değildir;[2769] Yani “dönüşü olmayan bir yola..” Harâmun ya da hırmun, aksi düşünülemez olan”, “tersini beklemek imkânsız olan” mümteni’ mânasındadır Zem... Devamı..Ve kendisini helâk ettiğimiz bir belde ahalisi için memnudur ki, onlar dönmeyecekler ettiğimiz bir memleket halkının, mahşerde huzurumuza gelmemesi mümkün değildir. Yok edilmeye müstehak olan bir ülke halkının yaşaması, veya dünyaya dönmesi veya yok olma noktasına geldikten sonra pişmanlık duyarak tövbe edip dönüş... Devamı..Helak ettiğimiz bir ülkeye artık yaşamak haramdır Onlar bir daha geri âyete çeşitli mânâlar verilir İlk mânâ "Helâk ettiğimiz bir ülke halkına artık dönüş mümkün değildir; bir daha dünyâ hayâtına dönmezler". Diğer b... Devamı..Ve helâk iylediğimiz herhangi bir karye ehlinin mahşere rücû' itmeleri memnu' bir kentin halkı mahrum kalır, eski hallerine ettiğimiz bir belde halkının da bize dönmemesi imkansızdırHelâkine hükmettiğimiz bir belde ahalisinin üzerinde yasak vardır; onlar artık geri dönemezler.1717 Tevbe etmeyecekleri ve hallerini düzeltmeyecekleri artık iyice belli olduktan ve kesinleştikten sonra helâklerine hükmedildiği için, “Keşke biraz... Devamı..Helâk ettiğimiz bir kente/medeniyete yaşamak haram edilmiştir. Onlar bir daha geri vācibdur ol köy üzere kim helāk eyledük anı kim anlar ḥarāmdur bir şehr ḳavmine ki anları biz helāk itsevüz, anlar rücū etdiyimiz hər hansı bir məmləkət əhlinin qiyamət qopana qədər tövbə etmək üçün bir də dünyaya, yaxud haqq dinə qayıtması mümkün deyildir haramdır.And there is a ban upon any community which We have destroyed that they shall not return,But there is a ban on any population which We have destroyed that they2752 shall not return,2752 But when wickedness comes to such a pass that the Wrath of Allah descends, as it did on Sodom , the case becomes hopeless. The righteous were war... Devamı..
enbiya suresi 79 ayet ne için okunur