Bişnev in ney çün hikâyet mîküned. Ez cüdâyîhâ şikâyet mîküned. Dinle, bu ney neler hikâyet eder, ayrılıklardan nasıl şikâyet eder. Bişnev in ney çün hikâyet mîküned . Ez cüdâyîhâ şikâyet mîküned. Dinle, bu ney neler hikâyet eder, ayrılıklardan nasıl şikâyet eder. كز نيستان تا مرا ببريده‏اند. در نفيرم مرد و زن ناليده‏اند. Kez neyistân tâ merâ bübrîdeend . Ez nefîrem merd ü zen nâlîdeend Nerede bir ney görsem Mevlana hazretlerinin Mesnevisinin ilk 18 beyti aklıma gelir. “Bişnev in ney çün hikâyet mîküned /Ez cüdâyîhâ şikâyet mîküned” Mehmet Emin Ay’ın sesinden dinlemenizi tavsiye ederim. Farsça adeta şiir dili olsun diye yaratılmış. Sözlerini anlamasanız bile sizi alıp bambaşka diyarlara Bişnev in ney çün hikâyet mikûnet. Ez cüdayihâ şikâyet mikûned." Bişnev! Yani dinle! "Dinle" diye başlar Hz. Pir Mesnevi’sine. Sonra hikâye eder mesnevi mesnevi anlatacaklarını. "Dinle! Bu sözüm sanadır. Dinle! Ders çıkar bu neyin sana anlattıklarından. Dinle! Payına düşeni al tüm hikâyelerden. "Bişnev in ney çün hikâyet mîküned Ez cüdâyîhâ şikâyet mîküned." - Hz. Mevlânâ "Her yerde, fakat ârifin kalbindedir Allah Yoksa sen onu arz u semâvâtta mı sandın." - Ken'an Rifâî "Öyle yüksek huzûrlar vardır ki orada, o huzûr sâhibinin yüzü suyu hürmetine kulakların mühürleri açılır ve neler neler duyulur." Bişnev in ney çün hikâyet mîküned Ez cüdâyîhâ şikâyet mîküned Dinle, bu ney neler hikâyet eder, ayrılıklardan nasıl şikâyet eder." MEVLANA & NEY " gLAD4. "Bişnev in ney çün hikâyet mîküned Ez cüdâyîhâ şikâyet mîküned." - Hz. Mevlânâ "Her yerde, fakat ârifin kalbindedir AllahYoksa sen onu arz u semâvâtta mı sandın." - Ken'an Rifâî "Öyle yüksek huzûrlar vardır ki orada, o huzûr sâhibinin yüzü suyu hürmetine kulakların mühürleri açılır ve neler neler duyulur." - Ömer Tuğrul İnançer Mesnevî-i Şerîf üzerine sadece bizde değil tüm dünyada sayısız kitap yayımlandı. Şerhleri yapıldı, romanları? yazıldı, üzerinde sohbetler düzenlendi, televizyon programları tertip edildi. Bu böyle kıyamete kadar sürecek, zira Mesnevî-i Şerîf'in hakikatlerine erişmeye ne şuurumuz, ne de elimiz, dilimiz, belimiz erecek. "Edeb ya hû" deyişini hemen herkes bilir. E, d ve b harflerinden oluşan edeb; kamuoyuna yapılacak en güzel açıklamayı yapıyor aslında Eline iline, diline lisanına ve beline soyuna, sopuna hâkim ol. Zira insanı eliyle yaptıkları, diliyle söyledikleri ve beline olan hâkimiyeti ya yok edecek, ya ihya edecek. İnsan, kendini bilir. İhya olmak isteyen de ne yapacağını öyle veya böyle bilir. İhyanın bir anlamı da gelişme ve geliştirmedir. Kişisel gelişim kitaplarına inanma şaklabanlığına düşmeden, Mesnevî-i Şerîf gibi sırların sırrını izah eden bir kitabı, Ömer Tuğrul İnançer hocanın sırlı üslubu ve gönlüyle okuma imkânımız var Dinle Neyden. Neden sırların sırrı? Allah'ın sırlarını Kur'an-ı Kerim açıklar, Mesnevî-i Şerîf ise Kur'an-ı Kerim'in sırlarını. "Dinle Neyden" ise Mesnevî-i Şerîf'ten ne anlaşılacağı, nasıl okunacağı ve gönül ışığını ne biçimde yakacağı üzerine yorumlar ihtiva ediyor. Ömer Tuğrul İnançer hocanın en önce kalbe giren sözleri, akıla "git başımdan!" diyor ve okuyucunun gözleriyle okuduğunu tüm ruhunun yeniden, coşkuyla hecelemesini sağlıyor. Popüler kültürde buna "çakraların açılması" mı denir? Nedir ne değildir bilemem ama ney vardır ve onun sesi ne var ne yoksa bir kenara bıraktırır. Nefesli enstrümanlara girersek, çıkamayız. Lakin ney, insan sesine en yakın sesi veren enstrümanlardan biridir. Hatta buna dair araştırmalar yaptığımda, insan sesine en benzer sesi kemanın verdiğini fakat insanın iç sesine dair en hakikatli sesi de neyin verdiğini okumuştum. Amatörün amatörü bir klarnet meraklısı olarak şunu diyebilirim ki; nefesli enstrümanlar bize bir şeyi çok iyi açıklamaktadır. O da şudur İnsan, aldığı nefesi vermekle yükümlüdür. Nefes almak, yaşamak için ne kadar mecburi ise, vermek de o kadar mecburidir. Dolayısıyla insanın yaşamı, nefesindedir. Neyi alıp verdiği kadar, neyi dinleyip dinlemediği de önemlidir. Ağızdan çıkanlar ne kadar önemliyse, kulağa girenler de o kadar önemlidir. Sırların sırrına ermek için en önce dinlemek lâzım. O yüzden, bişnev! Yani, dinle! Kur'an-ı Kerim'in besmeleyle, Mesnevî-i Şerîf'in bişnevle başlaması bile, "sır" denen şeyin ne olduğunu belli etmektedir. Mesnevî-i Şerîf’in ilk harfi olan “b“de Esmâ-i Hüsnâ’dan da sırlar vardır Bâkî, Bârî, Basıt, Basir, Bâis, Berr... Sır ne kadar belli olur? İnsan ne kadar kendini verirse. "Sırra kadem basmak" diye bir deyim vardır. Şimdinin kısa ve öz "kayboldu" anlamıyla bir alakası yoktur bu deyişin. Sırra kadem basmak, sırra teslim olmak, sır kapısından içeri adım atmak, kendini sırlara kapatmak demektir. Unutulmasın ki sürekli ortada duran değil, kaybolan aranır. "Kaybolmak" da, "gâib olmak"dan gelir. Gâib ne demektir? Görünmez âlem demektir. Âlem de, âdemin yeridir. Hadi buyurun şimdi, ne oldu akıla? Karıştı. "Âdemoğluna atasına uymak edebini göstererek şeytan gibi gururlanmak değil, Âdem gibi kabahati kendinde bilmek yakışır. Ve bütün bu edebler insan ile hayvan arasındaki farklı belirler. Yemek, içmek, barınmak, üremek gibi hâller hayvanda da vardır, insanda da. Bunların dışında ve üstündeki davranışlar, insanı insan eder. Tabiîdir ki; bu söz ancak Âdemoğullarınadır. Kendilerine Âdemoğulluğunu değil, maymun oğulluğunu yakıştıranlara ve öyle zannedenlere bir sözümüz yok." İnsanın herhangi bir konuda konuşurken üslubunda şiddet varsa, bilinmeli o konuda bir aşkı vardır. En güzel aşkın ne olduğunu söylemeye gerek yok. Kitapta Ömer Tuğrul İnançer hoca, Hz. Mevlânâ'nın aşkını Mesnevî-i Şerîf üzerinden anlatıyor. Kur'an-ı Kerim'de "aşk" kelimesi yoktur diye sızlananlara da hikmeti bol sözler ediyor "Allah, "Müminler Allah'ı şiddetle severler" buyuruyor. Şiddetle sevmenin adına aşk derler.". Dolayısıyla şiddetli bir aşkta da gönül sürekli yanma hâlindedir. Her gönülde de bunun yaşanması için o gönlün doğrudan şaşmaması lâzımdır "Yalandan kim ölmüş diyorlar. Yalandan beden ölmez. Gönül ölür, gönül!". Sevmek de "vermek"tir hiç şüphesiz. Vermeden sevilmez. Gözü ve gönlü sadece "almak"ta olanın, tahsildârdan ne farkı vardır ki? Tek gerçek, yâr olabilmektir. Yâr da, gönülden gönüle sohbetle olunur. "Sohbet ise, dinlemeyle olur. Sohbetin dinlenebilmesi için, az konuşmak lâzımdır. Bu da tasavvufun bir diğer tavsiyesidir “Az yemek, az uyumak, az konuşmak” prensibinin geçerli olduğu tasavvuf terbiyesinde hüner, söylemek değil dinlemektir. Doyduktan sonra yenilen yemek, tembellik uykusuyla geçirilen zaman, lüzumsuz ve boş konuşma tarzında söylenen sözler “israf haramdır” kâidesince yasaklanmıştır. Dinlemeyenler öğrenemezler, öğrenemeyenler bilemezler, bilemeyenler ise “olamazlar." Âşıkların pîri Hz. Mevlânâ, Mesnevî-i Şerîf'inde âşıkların "ney"i dinleyeceğini anlatıyor. Ârif olanın anlaması için de, önce dinlemesi gerekiyor. Dinlemeden, anlaşılmaz. Dervişin yegane işi de dinlemektir. Dinleyen, dinlenir. İşte Ömer Tuğrul İnançer hoca da "Dinle Neyden"de bunu anlatıyor. Neyi, nasıl dinlemek gerektiğini. Yağız Gönüler بشنو اين نى چون حكايت مى‏كنداز جدايى‏ها شكايت مى‏كندBişnev in ney çün hikâyet mîkünedEz cüdâyîhâ şikâyet mîkünedDinle, bu ney neler hikâyet eder,ayrılıklardan nasıl şikâyet نيستان تا مرا ببريده‏انددر نفيرم مرد و زن ناليده‏اندKez neyistân tâ merâ bübrîdeendEz nefîrem merd ü zen nâlîdeendBeni kamışlıktan kestiklerinden beri feryâdımdanerkek ve kadın müteessir olmakta ve خواهم شرحه شرحه از فراقتا بگويم شرح درد اشتياق‏Sîne hâhem şerha şerha ez firâkTâ bigûyem şerh-i derd-i iştiyâkİştiyâk derdini şerhedebilmem için,ayrılık acılarıyle şerha şerhâ olmuş bir kalb كسى كاو دور ماند از اصل خويشباز جويد روزگار وصل خويش‏Herkesî kû dûr mand ez asl-ı hişBâz cûyed rûzgâr-ı vasl-ı hîşAslından vatanından uzaklaşmış olan kimse,orada geçirmiş olduğu zamanı tekrar به هر جمعيتى نالان شدمجفت بد حالان و خوش حالان شدم‏Men beher cem’iyyetî nâlân şüdemCüft-i bedhâlân ü hoşhâlân şüdemBen her cemiyette, her mecliste inledim durdum. Bedhâl kötü huyluolanlarla da, hoşhâl iyi huylu olanlarla da düşüp كسى از ظن خود شد يار مناز درون من نجست اسرار من‏Herkesî ez zann-i hod şüd yâr-i menVez derûn-i men necüst esrâr-i menHerkes kendi anlayışına göre benim yârim esrârı من از ناله‏ى من دور نيستليك چشم و گوش را آن نور نيست‏Sırr-ı men ez nâle-i men dûr nistLîk çeşm-i gûşrâ an nûr nîstBenim sırrım feryâdımdan uzak değildir. Lâkin her gözde onugörecek nûr, her kulakda onu işitecek kudret ز جان و جان ز تن مستور نيستليك كس را ديد جان دستور نيست‏Ten zi cân ü cân zi ten mestûr nîstLîk kes râ dîd-i cân destûr nîstBeden ruhdan, ruh bedenden gizli herkesin rûhu görmesine ruhsat است اين بانگ ناى و نيست بادهر كه اين آتش ندارد نيست بادÂteşest în bang-i nây ü nîst bâdHer ki în âteş nedâred nîst bâdŞu neyin sesi âteşdir; havâ kimde bu âteş yoksa, o kimse yok عشق است كاندر نى فتادجوشش عشق است كاندر مى‏فتادÂteş-i ıskest ke’nder ney fütâdCûşiş-i ışkest ke’nder mey fütâdNeydeki âteş ile meydeki kabarış,hep aşk حريف هر كه از يارى بريدپرده‏هايش پرده‏هاى ما دريدNey harîf-i herki ez yârî bürîd Perdehâyeş perdehây-i mâ dirîd Ney, yârinden ayrılmış olanın arkadaşıdır. Onun makam perdeleri,bizim nûrânî ve zulmânî perdelerimizi -yânî, vuslata mânî olan perdelerimizi- yırtmıştır. همچو نى زهرى و ترياقى كه ديدهمچو نى دمساز و مشتاقى كه ديد Hem çü ney zehrî vü tiryâkî ki dîd Hem çü ney dem sâz ü müştâkî ki dîd Ney gibi hem zehir, hem panzehir; hem demsâz, hem müştâk bir şeyi kim görmüştür نى حديث راه پر خون مى‏كند قصه‏هاى عشق مجنون مى‏كند Ney hadîs-i râh-i pür mîküned Kıssahây-i ışk-ı mecnûn mîküned Ney, kanlı bir yoldan bahseder, Mecnûnâne aşkları hikâye eder. محرم اين هوش جز بى‏هوش نيستمر زبان را مشترى جز گوش نيست‏Mahrem-î în hûş cüz bîhûş nist Mer zebânrâ müşterî cüz gûş nîst Dile kulakdan başka müşteri olmadığı gibi, mâneviyâtı idrâk etmeye de bîhûş olandan başka mahrem yoktur در غم ما روزها بى‏گاه شدروزها با سوزها همراه شد Der gam-î mâ rûzhâ bîgâh şüd Rûzhâ bâ sûzhâ hemrâh şüd Gamlı geçen günlerimiz uzadı ve sona ermesi gecikti. O günler, mahrûmiyyetten ve ayrılıktan hâssıl olan ateşlerle arkadaş oldu –yânî, ateşlerle, yanmalarla geçti - . روزها گر رفت گو رو باك نيستتو بمان اى آن كه چون تو پاك نيستRûzhâ ger reft gû rev bâk nîst Tû bimân ey ânki çün tû pâk nist Günler geçip gittiyse varsın geçsin. Ey pâk ve mübârek olan insân-ı kâmil; hemen sen vâr ol!.. هر كه جز ماهى ز آبش سير شدهر كه بى‏روزى است روزش دير شد Herki cüz mâhî zi âbeş sîr şüd Herki bîrûzîst rûzeş dîr şüd Balıktan başkası onun suyuna kandı. Nasibsiz olanın da rızkı gecikti. درنيابد حال پخته هيچ خام پس سخن كوتاه بايد و السلام‏Der neyâbed hâl-i puhte hîç hâm Pes sühan kûtâh bâyed vesselâm Ham ervâh olanlar, pişkin ve yetişkin zevâtın hâlinden anlamazlar. O halde sözü kısa kesmek gerektir vesselâm.

bişnev in ney çün hikâyet mîküned ez cüdâyîhâ şikâyet mîküned